27 Ocak 2021 Çarşamba

Hangi Sen Sana Daha İyi Gelecek?



Merhaba!

Bugün yazma isteğim var. Bir de hazır isteğim varken yazmak istediğim bir konu.

Diyelim ki akşamdan gün içinde yapacağınız her şeyi planladınız, saatinizi kurdunuz ve mutlu mutlu uyudunuz. Sabah bir uyandınız kurduğunuz saati duymamışsınız, neredeyse öğlene geliyor ve başınızda acayip bir ağrı var. Planlarınızı bırakın, kahvaltı hazırlayıp yemeye bile haliniz yok. Öylesine atıştırıyorsunuz ve yığılıyorsunuz koltuğa. Ne yapacaksınız?

1. Bugün gitti, yine istediğim şeyleri yapamadım. Her şeye sıfırdan başlamam gerekiyor. Bu döngü daha ne kadar devam edecek. Sanırım hiçbir zaman düzene oturtamayacağım hayatımı...

2. Bugün kendimi iyi hissetmiyorum. Hoşuma gidecek şeyler yapayım, dinleneyim. Belki güzel bir kahve ile film saati yaparım. Yarın kaldığım yerden devam ederim. 

3. Hemen bu saate kadar yapmam gereken şeyleri yapayım da planıma yetişeyim. Başım ağrıyabilir, yaptığım şeyden zevk almayabilirim. Ama yapmak zorundayım. Hemen. Çabuk!

Hangisisin?

Bu noktada devreye ne giriyor biliyor musun? Özşefkat.
İnsan herkese karşı şefkatli, kibar, sevgi dolu olabiliyor da iş kendine gelince nedense birden bire acımasızlaşıyor. Yapamadığı ya da yapmak istemediği her şey için derinlerde bir yerlerde bir ses sürekli kızıyor. O sese kulak veriyoruz, biz de kızmaya başlıyoruz. Bu da stresi, kaygı bozukluğunu, depresif halleri ve sonunda hayatın yavaş yavaş anlamsızlaşmasını beraberinde getiriyor.
Hayır. Bunu yapma. Sen de o şefkat gösterip sarıldığın dostların kadar için duygu dolu bir insansın. İkinci seçenekteki insan olmak o kadar da zor değil. Sadece bir kere denemen ve bunu denediğin için suçluluk duymaman gerekiyor. 

Sorumluluklarından sıyrılıp kendine izin verdiği günü bir şımarıklık sayıyor insan. Durup durup acaba kendi kendime yalan mı söyledim diye halini yokluyor. Aslında halim varken mi yapmadım yoksa gerçekten mi kötü hissediyorum diye. Yapma! Neye ihtiyacın olup olmadığını en iyi sen bilirsin. Bir gün yapmadın diye hiçbir şey yıkılıp dağılmaz. Bazen öyle bir sorumluluk yüklüyoruz ki kendimize. Oturup sakince kahve içtiğimiz o yarım saati bile zindan edebiliyoruz. Aslında kendi kendimize bir psikolojik bir hapis yaratıyoruz farkında değiliz.

Yapacağın şey çok basit. O an ne yapıyorsan severek ve isteyerek yapmak. Yapamıyorsan da o işi o gün yapamayacağını kabullenip kendine ayırdığın zamanı mutlu geçirmek. 
Bunun hakkında daha çookk şey yazılır. Ama ana fikri verdiğimi sanıyorum. Biraz da kendim için yazdığımı da kabul ediyorum hatta. Bazen dönüp okuduğumda bana da iyi gelsin. Herhangi bir yerde rastlayıp okuyana da iyi gelsin!





Bunu yazarken bana eşlik eden müzik: Evgeny Grinko - Jane Maryam 
Bir kez olsun dinleyin, gözlerinizi kapatıp güzel şeyler hayal edin ve öyle yudumlayın kahvenizi.
Mutlu bir gün dilerim.



24 Ocak 2021 Pazar

Bir Merhaba Sonrası Ufak Bir Giriş

 

Bir merhaba sonrası profil ile ilgili bir takım düzenlemeleri yaptım ve geri geldim.

26 yaşındayım, Mayıs'ta 27 olacağım. Öğretmenim ama atanamayanından. 2 buçuk yıllık bir evliliğim var. Eşimin işi dolayısıyla doğuda ufak bir şehirde yaşıyoruz. "Kimin yazılarını okuyorum ben şuan" düşüncesine kapılmayın diye bu ufak bilgilendirme yeterli sanırım :) 

Ve geleyim bahsedeceğim konuya. 

İnsan yirmili yaşların başındayken okul bitse, evlense, bir de işi olsa her şey tamam olacak ve hayattaki gelişimini tamamlayacak gibi hissediyor-muş. Bunu otuza adım adım yaklaşırken fark ettim. Bir aydınlanma geldi son zamanlarda bana. Her şey KPSS'ye hazırlanmak için uykularımı düzene sokmamla başladı. Ardından neden kendimi daha da geliştirecek şeyler yapmak yerine birbirinin aynısı günler geçirip duruyorum düşünceleri sarmaya başladı. Neler yapılabilir mesela diye sordum. Cevapları da biliyordum üstelik. Saydım kendime:

Sağlıklı beslenebilirsin.

Düzenli egzersiz yapabilirsin.

Düzenli kitap okuyabilirsin.

Yabancı dilini geliştirebilirsin.

Yapmaktan hoşlandığın ama üşendiğin bir hobin varsa yeniden hayata geçirebilirsin.

İzleyeceğim deyip izlemediğin filmleri/belgeselleri izleyebilirsin.

Tüm bu rutinin içine ders çalışmayı yayabilirsin.

Haftanın üç günü sadece hava almak için dışarıda yürüyüşe çıkabilirsin.

Şunu yaparsam hayatım daha anlamlı bir hale gelecek dediğin her ne varsa yapabilirsin.

Bunları böyle söyleyince çok hoş geldi gözüme. En azından kahvaltı sonrası kahvemi alıp bir koltuğa gömülüp sonra akşam kalkıp yemek yapmaktan ve sonra birkaç tv karıştırıp uyumaktan, ertesi gün yine aynı günü yaşamaktan çok çok daha iyi olduğunu görüyordum gayet. Ama bir engel vardı 'kendim'. 

Bilirsiniz anlık zevk veren şeyleri yapmak her zaman daha kolaydır. Bir çikolata olsa dolapta, kalkıp yemek iki dakika. Ama iki dakika içinde üzerinizi değiştirip matın üzerinde spora hazır hale gelmek?! Okurken bile üşeniyor insan bazen. İşte bu sorunu çözmek istedim. Gelecekteki kendim için. 

Bir süredir motivasyon, güne erken başlamanın faydaları, alışkanlık kazanmanın yolları ile ilgili videolar izliyorum. Kendimi fazlasıyla güdüledim bu işe. İlk adım olarak bir planner siparişi verdim. Çünkü önemli olan işten işe koşturmak değil, evde bile olsan yetişmen gereken bir sürü uğraş bulup onları sıraya koymaktı. En basitinden akşam yapacağı yemeği düşünürken bile zaman kaybediyor insan. Temizliğe nereden başlasam diye düşünürken bile. Kaybettiğim zamanları minimuma indirmek benim ilk adımım oldu.

İkinci adım erken kalkmaktı ve günlerdir sabah 7'ye alarm kurup sabah olunca nasıl kapattığımı bile hatırlamıyordum. Bu yüzden de şuan bu blogun başındayım. Süreci anlattım:) Onu da sanırım bugün itibariyle çözmüş oldum. Ne faydası var derseniz, şuan sadece öngörebilirim. Ama yaşadıkça uzun uzun yazarım da. Bir kere günüm ölmeyecek. 2 konu ders çalıştıktan sonra saat ilerlemiş deyip yemek yapma-yeme-kendine vakit ayırma-uyuma döngüsüne girmeyeceğim. Ben bir üniteyi komple bitirdiğimde saat hala öğlen vakti olacak mesela. Ders örneği verdim, sizin çocuğunuz da olabilir. Belki de tüm günü onunla geçirdiğiniz için kendinize 'kişisel zaman' ayıramıyorsunuzdur. Ve bu yüzden okuyamadığınız kitaplar, yapamadığınız egzersizler içinize dert oluyordur. Bunu yapmanın yolu uykudan biraz ödün verip güne herkesten 1-2 saat önce başlamak işte.

Üçüncü adımım ise süreklilik kazanmak olacak. Burada alışkanlıklar devreye giriyor. İki sabah erken kalkıp üçüncü sabah amaan dersem yine olmayacak çünkü. Devam ettirmem için sürekli bir güdülenme gerekiyor. Burada da aslında yine başa dönmüş oluyorum. Planner, hadi ajanda diyeyim, yazıp uygulayıp tik attığım her şey bana motivasyon olarak geri dönecek. Bir sonraki güne bu şekilde hazırlanmış olacağım.

Elbette iş bunlarla sınırlı değil. Küçük adımlar ilkesini benimsediğim için önce bu üçüyle başlayıp zamanla dördü beşi altıyı eklemeyi düşünüyorum. Bana uzun vadede inanılmaz iyi hissettireceğine eminim çünkü. Çok basit adımlar gibi görünse de 'yapacağım' demekle 'yapmak' arasında kocaman bir fark var. Haftalarca elinizde gezdirdiğiniz kitapları hatırlarsanız ne demek istediğimi anlayacaksınız:)

Buna ben kendi içime yaptığım yolculuk, bir ilerleme günlüğü olarak bakıyorum. Paylaşıyor olacağım!







Merhabası Sonda Olan Bir Başlangıç


Birden bire gecenin bu saatinde aklıma blog yazdığım günler düştü, uyku da tutmuyorken bilgisayar başına geçtim. Eski bloguma girmeyi beceremedim. Üzerinden yıllar geçti tabi. Şifresi var mıydı? Hangi mail üzerinden açmıştım? Nereden yapılıyordu bu işler unutmuşum. Bildiğim tek şey o yazma isteğinin birden bire beni dürtmeye başladığıydı ve sıfırdan bir blog açmaya karar verdim. Her şey on beş dakika içinde oldu ve yazıyorum. 

 Bu konuya nereden geldim? Anlatayım. Sabahları erken kalkmaya çalışıyorum birkaç zamandır ama gece uyku tutmadığı için geç yatıyorum. Sabah da istediğim saatte kalkmak zorlaşıyor haliyle. Çünkü akşamları planlar yaparız, sabah olunca o planları bir başkası yapmış gibi davranırız. Sonra dedim ki madem gece geç yatmak bu sorunun temel sebebi, ben de yatmam. Zaten saat olmuş 03.30 yani iki saat sonra gün yavaş yavaş doğmaya başlayacak. Yaparım kahvemi, günün doğuşunu izlerim. Sonra da başlarım güne. Bir gün uykusuz gezerim, akşamı zor ederim ve ta daa. İşte böyle çözülür sorunlar. 

 Tabi beyin boş durmuyor. Ben bunları düşünürken o hemen başka bir şeyle bağdaştırıyor ve beni 5-6 yıl geriye götürüyor. Yurt odasına. Öğrenciliğime. Sabah kahvaltımı yapmışım, kahvemi almışım ve blog yazıyorum. Aa diyorum sonra. Benim bir blogum vardı! Nerede ki acaba şimdi? Zihnimin derinlerinde işte, nerede olacak? Nasıl girildiğini bile unutmuşum. Kalk kalk diyorum sonra, eşimi de uyandırmamaya çalışarak. Hemen bilgisayar başına geç ve şuandan itibaren başla! Ara ara yaz, biliyorsun iyi geliyor. Ve beynim gece gece bu saatte beni geçmişe götürerek  bir işe yaramış oluyor. 

 Merhaba.





Hissettiğin şeyden utanma!

Güzel bir Salı gününden herkese merhaba! Bugün biraz duygulardan bahsedeceğim. En hissiz hissettiğimiz zamanlarda bile bir sürü duyguyla boğ...