13 Temmuz 2021 Salı

Hissettiğin şeyden utanma!



Güzel bir Salı gününden herkese merhaba!


Bugün biraz duygulardan bahsedeceğim. En hissiz hissettiğimiz zamanlarda bile bir sürü duyguyla boğuşuyoruz. Bazılarını dışlıyoruz, hissetmememiz gerektiğini düşünüyoruz. Bazılarını çok seviyoruz her daim o duyguyu hissetmek için bir sürü şey yapıyoruz. Bazılarını sonuna kadar yaşamayı savunuyoruz, bazılarının üstünü örtmeliyiz diyoruz. O kadar uzayıp gidiyor ki liste. Bütün bunların yanında aslında o kadar da konuşmadığımız bir şeymiş gibi hissettirmeye devam ediyor üstelik.

Benim bu aralar takıldığım konu ise şu: Neden güzel duyguları dibine kadar yaşıyoruz da bize kötü hissettiren duyguları gömmeye, unutmaya çalışıyoruz? Ya da böyle diretiliyor diyelim. En basit örneği, dertlerimizi anlattığımız bir arkadaşımızın bize söylediği ilk şey 'bu konuyu kafana takma, unut, başka şeyler düşün, seni üzmesine izin verme' vs. Evet, aslında iyiliğimizi istiyor. Evet, uzun yıllardır duyduğumuz cümleler bunlar. Evet, yeri geliyor biz de bunu söylüyoruz çevremizdekilere. Bazen işe de yarıyor hatta. Ama üzerine düşündüğüm zaman bunun o kadar da sağlıklı olmadığına karar verdim.

Mutlu hissettiğimizde bizi gören herkes mutluluğumuzu yüzümüzden okur. Çünkü saklanacak bir duygu değildir. Dibine kadar yaşarız. Peki ya üzüntü, hayal kırıklığı, kıskançlık, haset, umutsuzluk? Bunları ya dillendirilmemesi gereken şeyler olarak ya da öyle çok belli edilmemesi gereken şeyler olarak gördük durduk. Üzerini örttük, hissettiğimizde utandık bazılarını. Ama biz insanız, bunların hepsini ömür boyu hissedeceğiz. Üzerini örttükçe büyüyecek, devleşecek, kendimiz bile inanamayacağız bir süre sonra.

O yüzden arkadaşım, içinde birine karşı öfke varsa bunu dile getir, içine atma. Şiddetten bahsetmiyorum, hayır. Sakinleştiğin zaman seni o kadar öfkelendiren şeyin ne olduğunu anlatıp bir yol haritası çizmekten bahsediyorum. Eğer üzgünsen, üzüleceğin bir şeyler olduysa bunu saklama. Yaşa hüznünü, nasıl yaşıyorsan. Belki bir hafta eve kapanmak olacak bu, belki hiç yemediğin kadar abur cubur yiyeceksin. Ama sonunda atlatacaksın. Eğer birini kıskanıyorsan (ki günümüzde birilerinin hayatını izleyip izleyip imrenmek ve ileriye gidip kıskanmak çok rastlanan bir şey haline geldi), bu kötü bir şey değil. O duygunu da sahiplen, kaçma, saklama. Gerekirse kıskandığın kişiyi bir daha görme sana iyi hissettirmiyorsa. Görüşme, sosyal medya hesaplarını takip etme. Daha iyi hissedeceksin. Çünkü hayat birileriyle yarışmak için çok kısa. Sana, sahip olduklarını küçümsetecek, hayatından soğumana yol açacak insanlarla yarışarak değil; onlardan uzak durarak çözebilirsin bu durumu.

Bir sabah kalktığında sebepsiz yere çok mutsuz uyanacaksın. Perdeleri açıp güne başlamak istemeyeceksin. Belki kahvaltı yapasın bile gelmeyecek. Bunu normal görmeyip kendini harekete geçmek için zorlamak zorunda değilsin. Belki o gün o yataktan hiç çıkmamaya ihtiyacın vardır, bunu hiç düşündün mü? Mutsuz hissettiğin için kendini suçlamak, hayatını anlamsız hissetmek zorunda değilsin. O gün ve belki onu takip eden bir hafta yataktan çıkmak istemeyeceksin amaaa bir sabah kalktığında çok mutlu hissedeceksin, geçip gitmiş olacak kara bulutlar. İşte o zaman hayatına kaldığın yerden devam edeceksin! Peki en baştaki duygunu reddetseydin ne olurdu? Günlük rutinin neyse yapardın fakat zevk almadan, kendine eziyet ederek, sıfırlanmak isteyen zihnini susturarak... Bunu istemezsin. 

Daha fazla uzatabilirim, bu konu hakkında sayfalarca konuşup yazabilirim. Çünkü bu ara uzun uzun üzerine düşündüğüm, bir gün doğru bulduğuma ertesi gün karşı tez sunduğum bir süreçteyim. Değişiyorum, gelişmeye çalışıyorum. Ara ara güncelleyeceğim:) 


Saatler güzel bir akşamüstüne doğru ilerlerken Angus&Julia şarkıları eşliğinde içimi döktüm size, iyi akşamlar!

16 Nisan 2021 Cuma

Eline Mısırını Alıp 'Ne izlesek?' Diyenler İçin Dev Hizmet


İyi Geceleerr

Bir süredir aklımda olan bir yazı konusu vardı: film önerileri. Şimdi Ramazan ayıyla birlikte yine kısıtlamalar ve yasaklar başlamışken yazmanın tam zamanı diye düşündüm ve düşünür düşünmez geçtim klavye başına :)

Öncelikle belirtmek isterim ki izlediğim filmlerin belli mesajlar içermesini çok seviyorum. O yüzden genelde o tarz filmler izliyorum. Listenin geneli bu yönde olacak. Umarım seversiniz! 


1. Kefernahum

Bu filmi izlerken ilk hissettiğim şey 'acıma ve hayranlık' olmuştu. Ne istediğini bilmeyi ve istediğin şey için savaşmayı sana hatırlatan kişi ufacık bir çocuk olduğu zaman sarsılıyorsun. Bir yandan da düşünmeden edemiyorsun: kimi evlerde el bebek gül bebek büyüyen çocuklar kimi evlerde neden bu şekilde büyümek zorunda diye. Kime ve neye kızacağını şaşırıyorsun, yüzünde buruk bir gülümseme ile sonuna kadar izliyorsun... Daha fazla ayrıntı vermek istemiyorum, izlerseniz ne demek istediğimi anlayacaksınız:) 


2. Çöl Çiçeği 

İlk film bir çocuk üzerinden ilerliyordu. Bu film ise bir kız çocuk üzerinden ilerliyor. Bazı toplumların kanayan yarası 'kız çocuklarının sünnet edilmesi'nden bahsediyor film. Çok çarpıcı sahneleri var, hassas kalpler izlemesin demek isterdim ama bence herkes izlemeli. 


3. Stajyer 

Bu filmi izlerken neden daha önce izlememişim demekten kendimi alamamıştım. Bu sefer ana karakterimiz emekli amcacığımızz. Hayallerinin peşinden koşmanın güzelliğini, hayatta inişler ve çıkışlar olabileceğini, başarını sahiplendiğin gibi başarısızlığına da sarılıp dersler çıkarmayı öyle güzel anlatıyor ki film boyunca gülümsediğinizi film biterken fark ediyorsunuz :)


4. Green Book

Bu çağda hala olmasına şaşırdığım şeylerden biridir: Irkçılık. Bu konuyu hem bu kadar derin hem de bu kadar göze sokmadan işleyen bir film izlemenin tadını çıkarın, başka hiçbir şey söylemeye gerek yok:) 


5. Amelie

Bu filmi yıllar önce izlemiştim. Hatırımda kalan tek şey içimde çok güzel bir his bıraktığı. O yüzden en kısa zamanda ben de yeniden izleyeceğim.


6. Prestige

Şimdiye dek hırs ve rekabetin konu edildiği tüm filmleri unutun ve bunu izleyin.


7. Umudunu Kaybetme 

Cümleler git gide kısalıyor, farkındayım. Ama bazı filmleri anlatırken filmin verdiği hissi anlatacak cümleyi bulamıyorum ciddi anlamda. Bu film de benim için onlardan biri. Mücadeleyi, hayata tutunmayı, olumlu bakmayı unuttuysanız bu ara, mutlaka izleyin. Gözümü açan, beni silkeleyen bir film olmuştu.


8. Esaretin Bedeli

Şuan Google'a girip en iyi 10 film yazsanız ilk 5 film içinde göreceğiniz bir filmdir kendisi. Fazla bir şey yazmaya gerek yok:)


9. PK 

Amir Khaan filmlerini çok seviyorum. Evet, çok uzun oluyor. Ama hepsi ayrı ayrı çok güzel mesajlar veriyor. Ben buraya sadece PK yazdım fakat siz fırsat buldukça her filmine ayrı ayrı şans verin derim.


10. Seven (7)

Bu filmi ve 11. Kemik Koleksiyoncusu'nu izledikten sonra bir daha hiçbir seri katil filminden keyif almadım diyeyim siz kalitesini öyle anlayın:) 


12. Truman Show

Film konuyu oldukça yumuşak işliyor ama bende bıraktığı etki aynen şu cümle oldu 'bazı uyanışlar acı verir ama gereklidir' 


13. The Others

Aklınızla oynayan filmleri seviyorsanız bu film bir deee 14. İnception, 15. Guguk Kuşu, 16. Zindan Adası mutlaka izlemeniz gerekenlerden :)


17. Bir Rüya İçin Ağıt

Eğer film havasında değilseniz ilerlemez bu film. Ama tam gününüzdeyseniz ve verdiği mesajı alacak kadar dikkatli izlerseniz sizi derinden etkileyeceğine eminim.


18. Hayat Güzeldir 

En başta komedi izleyeceksiniz gibi hissediyorsunuz. Hem de oldukça bayat bir komedi. Sonra hayatınız boyunca sonunu hatırladıkça hüzünleneceğiniz harika bir filme dönüşüyor. Yahudi Soykırımından söz ettiğini söylesem spoiler vermiş sayılmam, her yerde yazıyor zira:)


19. The Secret, 20. The Holiday 

Konularından bahsetmeyeceğim. İzledikten sonra içinizde sonsuz huzur hissedeceğiniz iki film. Özellikle modunuz yokken açın ve arkanıza yaslanın:) 



Sıralama iyilik güzellik sıralaması değil bu arada. Aklıma gelme sıraları :D

Bu yıla kadar izlediğim filmleri kenara not etmezdim. Çok büyük hata yapmışım. İnternette arşiv karıştırıp hangilerini izlediğimi belirleyip kocaman bir liste yapmayı düşünüyorum. 

Şimdilik aklımda yer edenleri bırakıp kaçıyorum. Umarım izler ve çook keyif alırsınız:) 


Bu yazıyı yazarken bana eşlik eden şarkı James Arthur - Say You Won't Let Go 



6 Şubat 2021 Cumartesi

Akşam Sohbeti


 İyi akşamlaar!

Bu ay izleyeceğim film listesini paylaşacaktım aslında, yazıya o şekilde başladım. Sonra fikir değiştirdim. Hepsini izleyip yorumlarıyla beraber uzun uzun yazacağım. İzlemek isteyen bir fikir sahibi olarak izler :)

Sonra eğer filmleri yazmayacaksan ne yazacaksın dedim kendime. Ve şuanı yazmaya karar verdim. Sabahki yazımda önerdiğim şarkıyı dinliyorum hala, her başa sardığımda bambaşka duygular doluyor içime. Huzur, hüzün karışımı bir şey ve ben bu hissi çok sevdim. Bir süre sonra beyin her bir notaya alıştığı için o kadar ilgi çekici gelmezmiş dinlenilen şarkılar, müzikler. Öyle bir şey okumuştum. Hatta bir şarkıyı sevdiğimizde günlerce peş peşe dinledikten sonra artık sıkılmamızın sebebi buymuş. Ben bu müzikten sıkılmayı hiç istemiyorum! Aynı 'Valse' gibi. Aynı 'Chopin-Waltz' gibi. Dinledikçe dinleyesim gelsin daima. 

Bir yandan da sadece iki dakikalığına yakıp yakıp söndürdüğüm, bir kahveme eşlik etmesine bile izin vermek istemediğim mumlarımı yaktım. Çünkü soda şişesi, hasır ip, mum ve bir takım boncuklar kullanarak ben yaptım onu. Şimdiye kadar yakmaya kıyamamıştım bu kadar uzun süre. Sonra aklıma bir yazı geldi. Kanser hastası bir kadın son anlarında yazmış. Şöyle diyordu:

" Hayatımı yeniden yaşayabilseydim eğer;

Hastayken yatağa girer dinlenirdim.

Ben olmadığım zaman her şey

kötüye gidecek diye düşünmezdim.


Gül şeklindeki pembe mumu saklamaz yakardım...

Daha az konuşur ama daha çok dinlerdim.

Yerler kirlense, masa örtüm lekelense bile daha çok

arkadaşımı akşam yemeğine davet ederdim...

...

Tek bir hayatınız var ve bir gün sona eriyor...

Umarım her gününüzü değerlendirirsiniz."





O kadar içime işliyor ki her okuduğumda. Bir de bunun şöyle bir versiyonu var, "bir daha yaşama şansım olsaydı eğer" diye başlayan. Onu da siz açın ve okuyun mutlaka. Böyle yazılardan etkilenme sürem maksimum 1 gün olurdu. Artık daha çok anlıyorum, daha çok farkındayım her şeyin. İnsan 30 'a yaklaşırken mi böyle oluyor yoksa bir şeyler okuyup izledikçe mi bilmiyorum. Ama bunu sevdim. 

Yazsam daha çoook fazla zırvalarım. Kısa kesip tadında bırakayım. Aydınlık bir güne uyanasın, bunu okuyan kişi. Her kim isen ve nerede isen!:) Bil ki tüm karanlıkların diğer yüzü aydınlık. Dünya'nın yarısı geceyi yaşarken yarısı da gündüzü yaşıyor!


Şuan müzik La Veillée. Dinle mutlaka.



5 Şubat 2021 Cuma

Eşik nerede eşik?


Güzel bir sabahtan merhaba!

Sürekli iyi şeyler yapmaktan, kendimize bir şey katacağımız alışkanlıkları kazanmaktan bahsettim. İyi hoş, bahsederken çok güzel. Hele bunları akşam saatlerinde konuşuyorsan kendinle, sabah dünyayı bile kurtarırsın o motivasyonla. Sonra sabah o alarm çaldığında çoğu kez naparsın? 
5 dk daha...

İlk başlarda ben de çok yaptım bunu. Aslında hala yapıyorum çünkü bu bir süreç. Hala yerine oturmuş, otomatikleşmiş değil. Ama çözümünü de buldum: eşik yöntemi. Bir süredir uyguluyorum ve çok faydasını gördüm. İstediğim kadar hızlı olmadı ama artık önceki kadar zorlanmayacak aşamaya geldim. Peki neyden bahsediyorum? 
 Önce bir deneyden bahsedeyim: Kurbağaları su dolu bir kaba koymuşlar. Sonra suyu yavaş yavaş ısıtmaya başlamışlar. O kadar minimumdan başlamışlar ki kurbağalar ısının sürekli arttığını fark etmemişler. Sonunda haşlanarak ölmüşler, suyun onları öldürdüğünü idrak edememişler. Ama en başta kaynar suya atılsalardı ne olurdu? Direk zıplayıp kaçarlardı.

Buna eşik yöntemi deniliyor. Organizmayı rahatsız etmeyecek düzeyde uyarıcı verilir. Sonra yine rahatsız etmeyecek şekilde yavaş yavaş arttırılır o uyarıcı. En sonunda maksimum düzeye ulaşsa da artık organizmayı rahatsız etmez. Farkına bile varmaz sürece adapte olduğunun.

Şimdi bir de kendimizi düşünelim. Bir şey yapmaya karar verdiğimizde öyle yüksekten uçuyoruz, öyle büyük hedefler koyuyoruz ki! Etkisi en fazla 2 gün sürüyor. Çünkü yolun en başında o yüksek motivasyonu her gün her gün sağlayamıyoruz. Saman alevi gibi bir yanıp bir sönüyoruz. Sonra da yavaş yavaş kendimize olan inancımızı kaybediyoruz. -Ve unutmayın, insan en çok kendine verdiği sözleri tutamadığında bozuluyor psikolojisi. Halbuki şöyle yapsak: örneğin erken uyanma konusunda, hedefi direk 6.30 yapmak yerine ilk uyandığımız saatten 15er dk düşerek ilerlersek? 11'de uyanan birinden söz ediyoruz diyelim, 10.45'te uyansa ilk gün. Birkaç gün sonra 10.30, birkaç gün sonra 10.15, birkaç gün sonra 10.00... derken bir bakacak ki istediği uyanma saatine gelmiş. 

Ya da spor alışkanlığı kazanmak istiyor diyelim biri. Direk 50 dakikalık-1 saatlik egzersizler yerine 10-15 dakikalık egzersizlerle başlasa, her gün 3-5 dakika arttırarak iki hafta sonunda rahat rahat ulaşmış olacak hedefine. 

Böylelikle amaç edindiğimiz ne varsa, kendimize 'yapacağım' diyerek söz verdiğimiz ne varsa yavaş yavaş ama bir bir gerçekleştirmiş olacağız. Acelemiz yok. Aslında şöyle düşünsek her şey daha kolay olacak: 'Şimdiye kadar bunu yapmıyordum, şimdiden sonra yapmak için her gün biraz daha fazla çalışacağım. Birden olmayacak belki ama hiç yapmıyor olmaktan daha iyi olacak.'

Küçük adımlar! Kendinize ilke edineceğiniz ilk cümle bu olsun. Hemen değil, yavaş yavaş. Ama kalıcı! 



 
Bana eşlik eden müzik : Evgeny Grinko-Sail on the Roof :) 
Herkese bol müzikli, küçük adımlı günler dilerim!



31 Ocak 2021 Pazar

Boşa Harcayacak 1 Dakikamız Bile Yok


 İyi akşamlar!

Bugün Ocak ayının son günü. Hatta saatler sonra bitecek, şubata temiz bir giriş yapacağız. Daha dün 2020'in son günlerini yaşarken bir bakacağız ki eylül, ekim gelmiş 2022'ye gün saymaya başlamışız. Ne olacak peki? Birbirinin aynısı günler yaşayıp sonra da hayatın sıkıcılığından yakınmaya devam mı edeceğiz?

Kendi adıma hayır... Bugün Şubat ayımın hedefleri, planları üzerine düşündüm. Belki çok ufak ama hayatımın kalitesini arttıracak kararlar verdim. Bir isim bile verdim bu aya; "alışkanlık kazanma ayı". Ve bu ay bittiği zaman ben artık günlerimi boş, plansız, vurdumduymaz geçirmiyor olacağım. Çünkü inanın, hayat çok uzun gibi görünse de boşa harcayacak bir dakikamız bile yok.



Neler yaptım?

-Film listesi yaptım. 

Ayda 8-10 arası film izlemeye karar verdim. Bilim kurgu olur, aşk olur, suç olur, yaşam hikayesi olur ya da saçma sapan bir komedi bile olur. Amaç sadece gün içinde derslerle yorulan beynimi gevşetmek. Ve belki biraz da kültürümü geliştirmek. Bu yüzden 3-4 filmi biraz laylaylom seçtiysem geri kalan filmleri okkalı seçtim. 

-Kitap listesi yaptım.

Bir süredir elime alıp alıp 30-40 sayfa okuyup bıraktığım kitapları ekledim listeme öncelikle. Çünkü insan yarım bıraktığı her şeyde sırtına biraz daha yük bindiriyor. Yeni bir kitaba başlayası da gelmiyor bıraktığı yerden devam edesi de. Bu sebeple belki hepsine tek tek baştan başlayacağım ama bu sefer yarım bırakmayacağım. Aylık kotam 5-6.

-Hangi sporları yaparak günümü hareketlendirebileceğime baktım. 

Evet, spor yapacağım diyoruz, hayatıma hareket katacağım diyoruz ama nasıl? Hangi sporlar uygun bana? Hangilerinin üzerine ekleye ekleye gidebilirim ve sürekli hale getirebilirim? Haftanın hangi günleri yapabilirim? Bunlar üzerine düşündüm. İlk hafta geçtikten sonra performansa göre iyileştirmeler yapacağım, gerekirse minimuma düşüreceğim ama bu sefer bırakmayacağım.

-Sağlıklı beslenmek için gerekli adımları attım.

Bunun da adımları var tabi ki. Öncelikle evdeki abur cuburlardan ve bunları elde edebileceğiniz malzemelerden kurtulmanız gerekiyor. Sonra da bunların sağlıklı alternatifleri hakkında bilgi edinmeniz. Aşama aşama olmuyor maalesef. Birden yapmak gerekiyor, bıçak gibi kesmek. 


Gelelim daha neler yapacağıma.

-Öncelikle hangi davranışlarımı değiştirmem gerektiği üzerine düşüneceğim. Farkında bile olmadan bazı huylarımız, davranışlarımız, sözlerimiz üst üste eklenerek belli bir zaman sonra bizi yormaya başlıyor. Hayır diyemediğimiz her şey bünyeye stres olarak geri dönüyor. Hakkında konuştuğumuz her insan dilimize, kalbimize yük oluyor. Bugün bunu yapacağım deyip yapmadığımız her şey zihnimizde birikip kaygıya sebep oluyor. Bundan emin olabilirsiniz.

-Herkesin kaçıp saklanabileceği bir hobisi olmalı. Kafasındaki tüm düşüncelerden sıyrılıp odak noktasını değiştirebileceği, eğlenebileceği, rahatlayabileceği... Benimki yazmak. Çok uzun süredir farkındayım bunun ama düzenli bir şekilde yapmak için hiç mesai harcamadım. Bu ay bunu da alışkanlık haline getireceğim ve düzenli aralıklarla boşaltacağım zihnimi. Bir kahve sohbeti süresi kadar minimal de olsa yazacağım. Belki hayatının kalitesinin git gide düştüğünü hisseden, bir şeyler yapmak isteyen ama nereden başlayacağını bilemeyen kalplere ışık olur yazdıklarım. Bunlar da benim ilk adımlarım sonuçta.


Herkese iyi bir ay başlangıcı dilerim!


*Bu yazıyı yazarken bana 'remembrance' adlı müzik eşlik etti:)

*İzlediğim filmlerin ve okuduğum kitapların listesini paylaşacağım süreç içerisinde.



27 Ocak 2021 Çarşamba

Hangi Sen Sana Daha İyi Gelecek?



Merhaba!

Bugün yazma isteğim var. Bir de hazır isteğim varken yazmak istediğim bir konu.

Diyelim ki akşamdan gün içinde yapacağınız her şeyi planladınız, saatinizi kurdunuz ve mutlu mutlu uyudunuz. Sabah bir uyandınız kurduğunuz saati duymamışsınız, neredeyse öğlene geliyor ve başınızda acayip bir ağrı var. Planlarınızı bırakın, kahvaltı hazırlayıp yemeye bile haliniz yok. Öylesine atıştırıyorsunuz ve yığılıyorsunuz koltuğa. Ne yapacaksınız?

1. Bugün gitti, yine istediğim şeyleri yapamadım. Her şeye sıfırdan başlamam gerekiyor. Bu döngü daha ne kadar devam edecek. Sanırım hiçbir zaman düzene oturtamayacağım hayatımı...

2. Bugün kendimi iyi hissetmiyorum. Hoşuma gidecek şeyler yapayım, dinleneyim. Belki güzel bir kahve ile film saati yaparım. Yarın kaldığım yerden devam ederim. 

3. Hemen bu saate kadar yapmam gereken şeyleri yapayım da planıma yetişeyim. Başım ağrıyabilir, yaptığım şeyden zevk almayabilirim. Ama yapmak zorundayım. Hemen. Çabuk!

Hangisisin?

Bu noktada devreye ne giriyor biliyor musun? Özşefkat.
İnsan herkese karşı şefkatli, kibar, sevgi dolu olabiliyor da iş kendine gelince nedense birden bire acımasızlaşıyor. Yapamadığı ya da yapmak istemediği her şey için derinlerde bir yerlerde bir ses sürekli kızıyor. O sese kulak veriyoruz, biz de kızmaya başlıyoruz. Bu da stresi, kaygı bozukluğunu, depresif halleri ve sonunda hayatın yavaş yavaş anlamsızlaşmasını beraberinde getiriyor.
Hayır. Bunu yapma. Sen de o şefkat gösterip sarıldığın dostların kadar için duygu dolu bir insansın. İkinci seçenekteki insan olmak o kadar da zor değil. Sadece bir kere denemen ve bunu denediğin için suçluluk duymaman gerekiyor. 

Sorumluluklarından sıyrılıp kendine izin verdiği günü bir şımarıklık sayıyor insan. Durup durup acaba kendi kendime yalan mı söyledim diye halini yokluyor. Aslında halim varken mi yapmadım yoksa gerçekten mi kötü hissediyorum diye. Yapma! Neye ihtiyacın olup olmadığını en iyi sen bilirsin. Bir gün yapmadın diye hiçbir şey yıkılıp dağılmaz. Bazen öyle bir sorumluluk yüklüyoruz ki kendimize. Oturup sakince kahve içtiğimiz o yarım saati bile zindan edebiliyoruz. Aslında kendi kendimize bir psikolojik bir hapis yaratıyoruz farkında değiliz.

Yapacağın şey çok basit. O an ne yapıyorsan severek ve isteyerek yapmak. Yapamıyorsan da o işi o gün yapamayacağını kabullenip kendine ayırdığın zamanı mutlu geçirmek. 
Bunun hakkında daha çookk şey yazılır. Ama ana fikri verdiğimi sanıyorum. Biraz da kendim için yazdığımı da kabul ediyorum hatta. Bazen dönüp okuduğumda bana da iyi gelsin. Herhangi bir yerde rastlayıp okuyana da iyi gelsin!





Bunu yazarken bana eşlik eden müzik: Evgeny Grinko - Jane Maryam 
Bir kez olsun dinleyin, gözlerinizi kapatıp güzel şeyler hayal edin ve öyle yudumlayın kahvenizi.
Mutlu bir gün dilerim.



24 Ocak 2021 Pazar

Bir Merhaba Sonrası Ufak Bir Giriş

 

Bir merhaba sonrası profil ile ilgili bir takım düzenlemeleri yaptım ve geri geldim.

26 yaşındayım, Mayıs'ta 27 olacağım. Öğretmenim ama atanamayanından. 2 buçuk yıllık bir evliliğim var. Eşimin işi dolayısıyla doğuda ufak bir şehirde yaşıyoruz. "Kimin yazılarını okuyorum ben şuan" düşüncesine kapılmayın diye bu ufak bilgilendirme yeterli sanırım :) 

Ve geleyim bahsedeceğim konuya. 

İnsan yirmili yaşların başındayken okul bitse, evlense, bir de işi olsa her şey tamam olacak ve hayattaki gelişimini tamamlayacak gibi hissediyor-muş. Bunu otuza adım adım yaklaşırken fark ettim. Bir aydınlanma geldi son zamanlarda bana. Her şey KPSS'ye hazırlanmak için uykularımı düzene sokmamla başladı. Ardından neden kendimi daha da geliştirecek şeyler yapmak yerine birbirinin aynısı günler geçirip duruyorum düşünceleri sarmaya başladı. Neler yapılabilir mesela diye sordum. Cevapları da biliyordum üstelik. Saydım kendime:

Sağlıklı beslenebilirsin.

Düzenli egzersiz yapabilirsin.

Düzenli kitap okuyabilirsin.

Yabancı dilini geliştirebilirsin.

Yapmaktan hoşlandığın ama üşendiğin bir hobin varsa yeniden hayata geçirebilirsin.

İzleyeceğim deyip izlemediğin filmleri/belgeselleri izleyebilirsin.

Tüm bu rutinin içine ders çalışmayı yayabilirsin.

Haftanın üç günü sadece hava almak için dışarıda yürüyüşe çıkabilirsin.

Şunu yaparsam hayatım daha anlamlı bir hale gelecek dediğin her ne varsa yapabilirsin.

Bunları böyle söyleyince çok hoş geldi gözüme. En azından kahvaltı sonrası kahvemi alıp bir koltuğa gömülüp sonra akşam kalkıp yemek yapmaktan ve sonra birkaç tv karıştırıp uyumaktan, ertesi gün yine aynı günü yaşamaktan çok çok daha iyi olduğunu görüyordum gayet. Ama bir engel vardı 'kendim'. 

Bilirsiniz anlık zevk veren şeyleri yapmak her zaman daha kolaydır. Bir çikolata olsa dolapta, kalkıp yemek iki dakika. Ama iki dakika içinde üzerinizi değiştirip matın üzerinde spora hazır hale gelmek?! Okurken bile üşeniyor insan bazen. İşte bu sorunu çözmek istedim. Gelecekteki kendim için. 

Bir süredir motivasyon, güne erken başlamanın faydaları, alışkanlık kazanmanın yolları ile ilgili videolar izliyorum. Kendimi fazlasıyla güdüledim bu işe. İlk adım olarak bir planner siparişi verdim. Çünkü önemli olan işten işe koşturmak değil, evde bile olsan yetişmen gereken bir sürü uğraş bulup onları sıraya koymaktı. En basitinden akşam yapacağı yemeği düşünürken bile zaman kaybediyor insan. Temizliğe nereden başlasam diye düşünürken bile. Kaybettiğim zamanları minimuma indirmek benim ilk adımım oldu.

İkinci adım erken kalkmaktı ve günlerdir sabah 7'ye alarm kurup sabah olunca nasıl kapattığımı bile hatırlamıyordum. Bu yüzden de şuan bu blogun başındayım. Süreci anlattım:) Onu da sanırım bugün itibariyle çözmüş oldum. Ne faydası var derseniz, şuan sadece öngörebilirim. Ama yaşadıkça uzun uzun yazarım da. Bir kere günüm ölmeyecek. 2 konu ders çalıştıktan sonra saat ilerlemiş deyip yemek yapma-yeme-kendine vakit ayırma-uyuma döngüsüne girmeyeceğim. Ben bir üniteyi komple bitirdiğimde saat hala öğlen vakti olacak mesela. Ders örneği verdim, sizin çocuğunuz da olabilir. Belki de tüm günü onunla geçirdiğiniz için kendinize 'kişisel zaman' ayıramıyorsunuzdur. Ve bu yüzden okuyamadığınız kitaplar, yapamadığınız egzersizler içinize dert oluyordur. Bunu yapmanın yolu uykudan biraz ödün verip güne herkesten 1-2 saat önce başlamak işte.

Üçüncü adımım ise süreklilik kazanmak olacak. Burada alışkanlıklar devreye giriyor. İki sabah erken kalkıp üçüncü sabah amaan dersem yine olmayacak çünkü. Devam ettirmem için sürekli bir güdülenme gerekiyor. Burada da aslında yine başa dönmüş oluyorum. Planner, hadi ajanda diyeyim, yazıp uygulayıp tik attığım her şey bana motivasyon olarak geri dönecek. Bir sonraki güne bu şekilde hazırlanmış olacağım.

Elbette iş bunlarla sınırlı değil. Küçük adımlar ilkesini benimsediğim için önce bu üçüyle başlayıp zamanla dördü beşi altıyı eklemeyi düşünüyorum. Bana uzun vadede inanılmaz iyi hissettireceğine eminim çünkü. Çok basit adımlar gibi görünse de 'yapacağım' demekle 'yapmak' arasında kocaman bir fark var. Haftalarca elinizde gezdirdiğiniz kitapları hatırlarsanız ne demek istediğimi anlayacaksınız:)

Buna ben kendi içime yaptığım yolculuk, bir ilerleme günlüğü olarak bakıyorum. Paylaşıyor olacağım!







Hissettiğin şeyden utanma!

Güzel bir Salı gününden herkese merhaba! Bugün biraz duygulardan bahsedeceğim. En hissiz hissettiğimiz zamanlarda bile bir sürü duyguyla boğ...